DOLAR: 3.53 TL
EURO: 4.14 TL

Makaleler

Abdullah BÜYÜK

Abdullah BÜYÜK

Ramazana hazırlanıyor muyuz?…

Hayatımızdan kopmayan ve kopmayacak bir parçadır hazırlık. Sabahleyin evden çıkmadan, işimiz için, okulumuz için, büromuz için yaptığımız hazırlık… Bir şehre, köye, ilçeye gitmeden evvel yaptığımız hazırlık… Düğüne hazırlık, nikâha hazırlık… Tatile, pikniğe, kamplara hazırlık… Bitmeyecek kadar zengin ve çeşitli olan bir konudur hazırlık.

Bunların yanında başka hazırlıklar da vardır. Namaza hazırlık, abdeste hazırlık gibi… Ramazan ayına hazırlık, oruca, iftara ve sahura hazırlık gibi. Ve nihayet bir ömrü kuşatan ölüme hazırlık…

Tüm bu hazırlıklarımızı bereketlendirecek, şereflendirecek ve hayatımızı kuşatacak bir başka hazırlık vardır ki o da Allah katından gelen kitaba; Kur’an-ı Kerim’e hazırlık yapmak. Ama nasıl? Kur’an’ı öğrenerek veya mukabele (karşılıklı okuma ve dinleme) ile yahut Kur’an’ı baştan sona kadar okumaya hazırlık. Veya okuduklarımızın ne manaya geldiğini öğrenerek hazırlık yapmak. 

Mübarek bir ayın gölgesi üzerimize düşmek üzere… İçinde, gecelerin en iyisinin, en bereketlisinin ve hayırlısının bulunduğu bir ayın gelmesi oldukça yaklaştı… Tepeden tırnağa manen temizleneceğimiz, dualarımızın, tevbe ve istiğfarlarımızın kabul edileceği ümidinin tavan yaptığı bir ayın sevgisi şimdiden gönlümüze düştü. Tüm hazırlıkları yorulmadan, yılmadan yapmamıza vesile olacak Ramazan ayı büyük ve önemli bir sebep olsa gerek.

Bu hazırlığın ilk adımı nasıl olmalıdır?

Bunun cevabını Hz. Mevlana verir ve der ki: “Ey insan! Sen güzellik Yusuf’usun, bu âlem de kuyu. Seni bu kuyudan çıkaracak yegâne ip ise Kur’an-ı Kerim’dir. Ey vaktin Yusuf’u olan Müslüman! İçinde bulunduğun kuyudan seni çekip çıkaracak Kur’an, sana ip olarak uzatıldı. Kaldır elini, ipe sarıl ki kuyudan çıkasın.”

Böyle bir imkâna ve nimete sahip olmak istiyorsak, yapacağımız iş bellidir. Önce inanan bir insan olarak Kur’an’la kendimizi test etmeliyiz. Kur’an’ın neresindeyiz? Kur’an, hayatımızın, evimizin, ticaretimizin neresindedir?

Hadis-i şerif ne güzel dile getirir: “Allah’ın kitabı, Allah’ın gökten yere uzatılmış ipidir.” Ve bir başka hadiste ise: “Muhakkak ki bu Kur’an’ın bir tarafı Allah’ın kudret elinde, diğer tarafı da sizin elinizdedir. Ona sımsıkı sarılın. Böyle yaparsanız, ondan sonra hiçbir zaman helak olmaz ve sapıklığa düşmezsiniz.” Her iki hadis-i şerifi Taberani isimli hadis âliminin Mucem es Sağir isimli eserinde bulabiliriz.

Şimdi şu sunacağım mesajı lütfen gönül kulağınızı açarak okuyunuz.

Rabbimiz, ilk gönderdiği surede yani Alak Suresi’nde “oku”, ikinci surede yani Kalem Suresi’nde “yaz” emrini alarak, bilgi ve düşünce hazırlığını yapmış insana, nüzul sırasında üçüncü olan Müzzemmil Suresi’nde insana,“örtülerden sıyrılarak kalk” emrini vermiştir. Nihayet nüzul sıralamasında dördüncü sure olan Müddessir Suresi’nde de aynı emri yani “kalk” emrini vermiştir. Ancak, Müzzemmil Suresi’ndeki “kalk” emri, bilgi ve düşünceyle donatılmış, ruhun yani insanın, bireysel kıvamına-kalkınmasına yönelik emir iken, Müddessir Suresi’nde ise bireyin, kendisi dışındaki dünyaya, insanlığa taşınması emredilmiştir. Yani, insanın iç dünyasında gerekli değişimi, inkılâbı ve değişikliği yapmadan, dış dünyadaki boyutlarda harekete geçmesi, insanı zafere-başarıya götüremez. Bundan dolayı, Ramazan ayındaki sahur kalkışlarımız, seherlerimizle buluşmakta, seherlerimiz ise, gece kalkan her Müslüman insanın elinde Kur’an’ın olacağını ve ayetleri tane tane okuyacağını görmek ve bilmek ister.

İşte Kur’an-ı Kerim’e yapacağımız hazırlığı bu iman ve bu anlayışla gerçekleştirmeliyiz. Basmakalıp bir anlayıştan kurtulursak, hayatımızda her şeyin müspete doğru değişeceğine, gelişeceğine olan imanımızı bir daha tazelemeliyiz. Kavuşmamıza kısa bir zaman kalmış olan Ramazan ayımız, bizleri dolu, ümitli, heyecanlı, kararlı ve azimli olarak görmeli ve bulmalıdır. Cümlenize selam ve sevgiler…

MURAKABE VE MUHASEBE KALPTEN BAŞLAR

01/12/2015

Kur’an-ı Kerim’in okunması kıraat, tilavet ve tertil olmak üzere üç farklı şekilde yapılabilir. Bir ayetin okunmasında önce dil işlevini gerçekleştirir, anlaşılmak istendiğinde akıl devreye girer ve manasını anlar, son aşamada ise akıl ile anlaşılan hakikat kalpte tasdik bulur ve iman halini alır.

Murakabe ve muhasebenin başlangıç noktası insanın kalbidir. Kalp göz ardı edilerek insanın kendisini murakabe ve muhasebeye tabi tutması mümkün değildir. Kalp, murakabe ve muhasebeye “katılık-yumuşaklık” kriterine göre tabi tutulur. Yapmış olduğumuz murakabenin neticesinde kalbimizde katılaşma olduğu kanaati bizde hasıl olmuşsa bu katılığın giderilmesi için gerekli olan tedaviye acilen başlamak icap eder.

Kalp katılığından kurtulmanın ilk ilacı Kur’an tilavetidir. Kur’an-ı kıraatle yetinip tilavete dönüştürmediğimiz, yani okuduklarımızı akıldan kalbe göndermediğimiz sürece malumat halinde kalacağından, imana da dönüşmeyecektir. Kur’an-ı Kerim, imanın gerçekleştiği bir kıraat yani tilavetle okunduğu zaman, kalp kararmasına engel olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’in okunması kıraat, tilavet ve tertil olmak üzere üç farklı şekilde yapılabilir. Bir ayetin okunmasında önce  dil işlevini gerçekleştirir, anlaşılmak istendiğinde akıl devreye girer ve manasını anlar, son aşamada ise akıl ile anlaşılan hakikat kalpte tasdik bulur ve iman halini alır. Örneğin “Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da” (Lehep, 111/1) ayet-i kerimesini okuyan kıraat adımını gerçekleştirmiş olur. “Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da” anlamına geldiğini bildiğinde ise tilavet etmiş olur. Daha sonra Ebu Leheb’in 15 asır evvel Mekke’de yaşayan, tebliğ eden Peygamber’e ayakkabısını fırlatan bir müşrik, yani mutlak gerçekleri susturmak için çaba harcayan bir kâfir olduğuna inanmak da kalbe indirip iman haline gelmesini sağlamaktır. Günümüzde hakkın sesini kısmak için ortaya konan her türlü çabaya yani kültür emperyalizmine karşı hakikati konuşmanın ve hakikati konuşanlara destek olmanın, Lehep suresinden çıkaracağımız ders olduğunu bilmek de bu imanın gereğidir. İşte tilavet edilen ayetleri, iş yapan bir iman seviyesine getirecek olan yolculuk budur. İşte “Onlara Kur’an’ın ayetleri okunduğu zaman bu okunanlar onların imanını artırır” (Enfal, 8/2) Uzun yıllardır sürekli okuduğumuz, “Kur’an’ın kalbi” sıfatını taşıyan ve seksen üç ayetten oluşan Yasin suresini bu üç okuma merhalesinden geçirmek ve kalbimizde iman haline getirmek için verdiğimiz çabayı gözden geçirmeliyiz. Fakat bizler bugün İbn Mesud’un (ra) “Ahir zamanda insanların Kur’an okurken tek istekleri kıraati bitirmek olacaktır” sözünün tam olarak tahakkuk ettiğini üzüntüyle itiraf etmek durumundayız. Ahir zaman Müslümanları olarak üzerimize sinmiş olan durağanlık, pısırıklık ve kalbî hastalıkları yok etmek istiyorsak ilk yapmamız gereken, Allah’ın anlayıp yaşamamız için gönderdiği Kur’an’ın tilavetini istenilen kıvama getirmektir. Hiç olmazsa sürekli okuduğumuz surelerin bize ne dediğini öğrenmeye çalışmak ve okuduğumuz ayetlerle tanışmadan kabre girmemek için çaba sarf etmeliyiz. Bu bir tavsiye değil “Kur’an’ı tertil üzere oku” (Müzzemmil, 73/4)ayet-i kerimesiyle bizzat Cenab-ı Hak’tan gelen bir emirdir. Bu ilahi emre karşı Müslümanların duyarsızlığı bugün en derin yaralarımızdan biridir.

 Kalp kararmasının ve kalbî hastalıkların önüne geçmek için yapılması gereken ilk şey Kur’an kıraatlerimizi tilavet haline dönüştürmektir. Fert olarak insanın, toplum olarak insanlığın huzuru, vahye yüreğini açmasına bağlıdır. Çünkü Allah, Kur’an-ı bunun için indirmiştir. Bu temel gerçeği göz ardı ederek huzur ve mutluluk aramak ise beyhude bir çabadır.

 Kalbin kararmasına deva olan Kur’an tilavetiyle adeta et ve tırnak haline gelen ve onunla birebir ilişki içinde olan bir diğer ibadet de gece kıyamı, teheccüttür. Allah, gün içinde meşgul olunan şeylerin, yoğun düşüncelerin olmadığı seher vaktinde kulunu özel olarak davet etmektedir. Bu vakitler kul ile Allah arasında özel bir randevu ve tahsis edilmiş anlardır. Teheccüt, kalp hastalıklarını temelden çözme gücüne sahip olan gönül mesaisidir.

Allah nasıl bizlerden Kur’an-ı Kerim’i tertil üzere okumamızı istiyorsa yine bu tilaveti seher vaktinde gerçekleştirmemizi de istemektedir. Çünkü bu vakitler dünyaya ait meşguliyetlerin olmadığı, bedenin uyku ile dinlenip yorgunluğunu attığı ve tilavetin gerçekleştirilebileceği en uygun vakitlerdir. Teheccütün ilk kısmı bu vakitte okunan Kur’an’ın tilavete dönüşmesiyken, diğer kısmı da yine bu vakitlerde kılınan namazdır.

Bu özel randevuda yapılacak diğer şeyler ise istiğfar, tövbe, gözyaşı ve zikirdir. Ayetleri tilavet ettiğimizde bize verdiği mesajları nasıl hayatımızda uygulamaya geçirebiliyorsak, bu saydığımız ibadetlerin de hepsi bünyesinde ayrı bir mesaj taşımaktadır. Allah’ın adını her zikrettiğimizde alacağımız ayrı bir mesaj ve anlam vardır. Hepsi Allah’a bir yönelişi, ayrı bir dua ve ilticayı ihtiva eder. İnsanların bile birbirlerine seslenişleri devamında bir isteğin geleceğini ifade ediyor ve karşılık buluyorsa, âlemlerin Rabbine olan hitabımız da elbette bir beklenti ve karşılığı ihtiva edecektir. O halde bu iletişimin adı olan zikrin hakkını, ağız alışkanlığı halinde okuyup sona erdirmek yerine, içerdiği manaları ve değerini bilerek gerçekleştirmeli, onun da hayatımızda yerini bulması gereğini yapmalıyız.

Teheccüt ve bu mübarek vakitlerde uyanık durmanın insan hayatına kattığı pek çok bereket vardır. Gece kıyamının öncelikle insanı tüm günahlardan koruma gibi bir özelliği vardır.

Gece kıyamının diğer özelliği ise işlenmiş olan günahlara kefaret olmasıdır.

Üçüncüsü ise bedeni hastalıktan koruyucu özelliğe haiz olmasıdır. Hastalıklar imtihan için Allah tarafından takdir edildiği gibi, kulun ihmal veya yanlışları sonucunda da zuhur eder. Allah’ın verdiği hastalıklara sabır gerekirken, kendi hatalarımız sonucu başımıza gelenlere ise Allah’ın rızasının olmadığı bilmemiz gerekir. Dördüncü faydası ise nefsi terbiye etmesidir ki yetmiş şeytan gücünde olan nefsi terbiye etmenin en aktif yöntemlerinden biri budur.

Teheccüttün beşinci özelliği, insanı sabra alıştırmasıdır. Bakışlarıyla bile muhatabına rahatlık vermesi gereken biz Müslümanların, bugün patlamaya hazır bir bomba gibi hayatımızı sürdürmemiz bu bereketlerden mahrum olmamız sebebiyledir.

Seher vakitlerinde uyanık olmanın hayatımıza katacağı altıncı bereket ise hayat mücadelesinde mesai sarf etmek için bedeni kuvvetlendirmesidir. Yani hayata bakış açısını değiştirir, ümit ve ferah dolu bir yaşam sürmeyi sağlar. Zira gece insan ruhunu besler, bereketli vakitlerde alınabilecek en güzel gıdaları ruha verir.

Bütün bunların sonunda teheccütün kalpteki hastalıkları, katılığı tedavi etmesinin de kaçınılmaz olduğunu, bu bereketlerin neticesinde kalbin kararmasının otomatik olarak engellenmiş olacağını da belirtmek isterim.

Ey kalpleri halden hale çeviren Allah’ım! Kalplerimizi dinine, rızana, şeriata, Kur’an’a sabit kıl! Ey halleri halden hale çeviren Allah’ım! Bizim halimizi en güzel hale tebdil eyle!

Amin…


Yukarı Çık